| |

Bağlanma Kuramı

Bağlanma Kuramı (Attachment Theory), İngiliz psikolog John Bowlby tarafından geliştirilmiştir. Kuram, insanların çocukluktan yetişkinliğe kadar olan yaşamları boyunca ilişkiler kurma ve sürdürme biçimlerini açıklamaya yöneliktir. Bu kuram, özellikle çocukların ebeveynleri veya bakıcılarıyla olan ilişkilerini ve bu ilişkilerin kişinin duygusal, sosyal ve psikolojik gelişimi üzerindeki etkilerini anlamaya odaklanır. Bağlanma kuramı ayrıca yetişkinlerin romantik ilişkilerindeki davranışlarını da açıklamaya yardımcı olur.

Temel önermeleri şunlardır:

  1. Bağlanma: Bu kurama göre, çocuklar ve yetişkinler arasındaki duygusal bağlar, birincil bakıcı figürü ile olan ilişkilerin kalitesine bağlıdır. Bu bağlar, çocukların güvende hissetmeleri, rahatlamaları ve dünya ile güvenli bir şekilde etkileşim kurmalarına yardımcı olur.
  2. Güvenli Bağlanma: Güvenli bağlanmış bireyler, bakıcılarının yanında güvende hissederler ve onların ihtiyaçlarının karşılanacağına inanırlar. Bu nedenle, güvenli bağlanmış bireyler genellikle daha sağlıklı sosyal ilişkilere sahiptirler.
  3. Güvensiz Bağlanma: Güvensiz bağlanma, çocukların bakıcılarına güvenmekte zorlandıkları veya bakıcılarından sürekli olarak reddedilme veya ihmal hissettikleri durumlarda gelişebilir. Bu durum, yetişkinlikte değişiklik gösteren olumsuz ilişki desenlerine yol açabilir.

Bağlanma kuramı, aynı zamanda farklı bağlanma stillerini tanımlar. Bu stiller şunlardır:

Güvenli Bağlanma (Secure Attachment): Bu bağlanma tarzına sahip bireyler, hem kendilerini hem de başkalarını olumlu görme eğilimindedirler. Yakın ilişkilere değer verirler, bu tür ilişkileri başlatmakta ve sürdürmekte başarılıdırlar. Ancak bu ilişkiler sırasında kişisel özerkliklerini yitirmemeyi de başarırlar. Bu bireyler, ilişkilerde rahat ve güvende hisseder ve genellikle sağlıklı ilişki kurar.

  1. Kaygılı Bağlanma (Anxious-Preoccupied):Bu bağlanma türüne sahip bireyler kendilerine güvenmezlerken başkalarına güvenirler. Bunun nedeni ise başkalarının kendinden daha üstün olarak ve kendilerini daha değersiz görmeleridir. Bu bireyler, ilişkilerde sürekli bir endişe hali yaşarlar ve bağlılık arayışı içindedirler. Genellikle partnerlerinin ilgisini çekmek ve sürekli onay almak isterler.
  2. Kaçıngan Bağlanma (Dismissive-Avoidant):Bu bağlanma tarzına sahip bireyler, kendilerini olumlu başkalarını ise olumsuz görme eğilimindedirler. Kimse ile kolay kolay yakın ilişki geliştirmezler. Başkalarına duydukları gereksinimi ve yakın ilişkilerin önemini reddederler. Bu yapı çocukluk yıllarında gelişir. Çocuk ihtiyaç duyduğu güven ve de şefkati anneden göremeyince, bu ihtiyaç duygusunu içinde en düşük dereceye indirir. Bu nedenle bu çocuklar sonraki yıllarda kimsenin ilgisine güvenemez ve de kimse ile kolay yakın ilişki geliştirmezler. Ne bağlanırlar ne de birilerinin kendilerine bağlanmalarına tahammül ederler. Yani bu bireyler, duygusal yakınlıktan kaçınır ve bağımsızlığı vurgularlar. Partnerlerine karşı bağımsız görünmeyi tercih ederler.
  3. Korkulu-Kaçıngan Bağlanma (Fearful-Avoidant) : Bu bağlanma tarzına sahip olanlar, hem benlik hem de başkaları modeli olumsuz olan bireylerdir. Kendilerine de başkalarına da güvenmezler. Bu bağlanma stili, hem yakınlık hem de bağımsızlık arzusu içeren karmaşık bir durumu ifade eder. Bu bireyler, hem ilişkilerde yakınlık hem de bağımsızlık duygusu arasında gidip gelirler ve ilişkilerde çatışmalar yaşayabilirler.

Bağlanma kuramına göre, insanların çocukluktan yetişkinliğe kadar olan ilişki deneyimleri, duygusal ve psikolojik gelişimlerini şekillendirir. Erişkinlikteki ilişki kurma biçimine yansır.

Güvenli Bağlanma:

    • Çocuklukta gelişen güven duygusu ileri yaşlarda kurulan ikili ilişkilerin daha korunaklı veya tehlikelere
    • Buna göre, çocuklukta birincil bakım vericiler (özellikle anne) ile geliştirilen duygusal bağ (emotional attachment) çok önemlidir.
    • Bu duygusal bağın temelinde güven duygusu var ise çocuğun bakım vericisine karşı güvenli bağ (secure attachment) geliştirdiği söylenebilir.
    • Güvenli bağ geliştiren çocuklar bakım vericileri ile bir arada olmaktan zevk alırlar. Onların yokluğunda üzülürler. Ayrıca onların yokluğunun ardından yeniden onları gördüklerinde sevinirler.
    • Genelde bakım vericileri yanlarındayken etrafları ile ilgilenirler.
    • Bağlanma teorisine göre bunun nedeni bakım vericilerine duydukları güvendir.
    • Çocuk, “annem hep benim yanımda olacak” düşüncesi ile terk edilme korkusu yaşamaz.
    • Yine de bu güveni tazelemeye de ihtiyaç duyarlar. Örneğin, oyun oynarken arada bir bakım vericilerine bakınırlar. Onları yakınlarında görünce yeniden oyuna (araştırma davranışına – searching behavior) dönerler.

Güvensiz Bağlanma:

Tutarlı bir şekilde güven ipuçları vermeyen ebeveynlerin çocukları ise güvensiz bağlanma (insecure attachment) geliştirir:

    • Güvensiz bağa sahip çocuk, bakım vericileri yanlarındayken bile kaygı duyabilirler (anxious attachment). Çünkü ebeveynlerin onları terk edeceği korkusu yaşarlar.
    • Bu tür bağlanma stiline sahip çocuklar ebeveynlerin yanından ayrılmazlar. Adeta annenin eteğine yapışırlar ve etraf ile ilgilenmezler.
      • Ebeveyn onları kısa süreli de olsa bir odada bıraktığında bazen sinir krizine girerler.
      • Anneyi bu kısa ayrılığın ardından yeniden gördüklerinde ise annelerine karşı öfke duyarlar.
      • Bu gibi durumlarda bazı çocukların annelerine vurdukları, yani öfkeyi dışa vurdukları gözlemlenebilir.
    • Güvensiz bağa sahip bir başka grup çocuk ise ebeveynlerine karşı duyarsız bir stil geliştirebilirler (avoidant attachment).
      • Bu çocuklar, kaygılı bağa sahip çocuklar gibi aslında temelde kaygı ve güvensizlik duyarlar ama ebeveynlerinden uzak ve onlara karşı soğuk dururlar.
      • Ebeveyn onları kısa süre terk etse bile gidişleri ile ilgilenmezler.
      • Ebeveyn geri döndüğünde ise ilgilenmeme davranışını sürdürürler.
      • Kaygılı bağlanması olan çocuklar gibi öfke duyarlar. Ama bunu başka ortamlarda veya başka kişilere karşı gösterirler.

Yazar

  • Sultan

    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olmuştur. ABD’de Florida Postgraduate Sex Therapy Training Institute’de “Clinical Sexologist and Sex Therapist” olmayı hak kazanmıştır. Florida International University’de düzenlenen Sexuality Educators Certificate (Cinsellik Eğitimciliği Sertifika Programı) eğitimini de başarıyla tamamlamıştır. Society for Sex Therapy and Research (SSTAR) üyesidir. Yunanistan’da Hellenic Republic Democritus University of Thrace Medical School, Psikiyatri kliniğinde misafir öğretim üyesi (guest scholar) olarak ders ve seminerler vermiştir. Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı kurucu öğretim üyesidir.

Similar Posts

  • | | |

    Yalnızlık

    Yalnızlık, kişinin kendisini sosyal ilişkilerden kopmuş veya çevresindeki insanlarla yeterince derin bir bağ kuramamış hissettiği bir durumdur. Bu durum, bazen bireyin tercihiyle gerçekleşir. Örneğin, kişi kendi isteği ile inziva kararı verir. Ya da istemsiz olarak örneğin, sosyal dışlanma veya sevdiklerini kaybetmekten ötürü ortaya çıkar. Eğer kişi kendini izole olmuş, sevilmemiş ya da anlaşılmamış hissediyorsa, yalnızlık…

  • Bireysel Terapi

    Bireysel terapi, bir kişinin bir terapist ile birebir olarak çalıştığı, kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını anlamasına, yaşamındaki zorluklarla başa çıkmasına ve kişisel gelişimine destek olan bir psikoterapi türüdür. Genellikle, terapi süreci, kişinin ihtiyaçlarına, hedeflerine ve sorunlarına bağlı olarak şekillenir.

  • | |

    Bupropion ve Cinsellik

    Bupropion ve cinsellik üzerindeki olumsuz yan etkiler, diğer antidepresanlara kıyasla oldukça azdır. Esas itibarıyla Bupropion (yaygın ticari isimleri arasında Wellbutrin, Zyban) depresyon ve sigara bırakma tedavisinde yaygın kullanılan bir ilaçtır. Bupropion, dopamin ve norepinefrin geri alımını inhibe eder, ancak serotonin üzerinde minimal etkiye sahiptir. Bu nedenle, cinsel yan etkileri daha azdır. Dopamin, cinsel istek ve…

  • Gestalt Kuramı

    Gestalt kuramı, psikolojide bireyin algı süreçlerini anlamaya yönelik bir yaklaşımdır. 20. yüzyılın başlarında Alman psikologlar Max Wertheimer, Kurt Koffka ve Wolfgang Köhler tarafından geliştirilmiştir. Bu kurama göre bütün, parçaların toplamından farklı bir anlam ifade etmektedir. Aynı zamanda birey, bütünü parçalarına ayrıştırarak değil, bütünlük içinde algılar. Algı; dikkatin yöneltildiği herhangi bir şey hakkında duyu organları aracılığıyla…

  • | |

    Erken Boşalma Tedavisi

    Erken boşalma tedavisi  anatomi ve fizyoloji bilgileri vermeyi, eşler arası çatışmaları çözmeyi, kişiye psikososyal uyum becerileri kazandırmayı, çift uyumunu artırmayı, boşalma kontrolü sağlayıcı alıştırmaları yaptırmayı içerir. Neticede yaşam-boyu süren erken boşalmada temel tedavi, danışmanlık ve ilaçlardır. Kuşkusuz burada danışmanlık geniş bir kavramdır ve pek çok yönü vardır. Tedavide ilacın mı yoksa psikoterapinin mi ilk yöntem…

  • | | | |

    Dikkat Eksikliği Terapisi

    Dikkat eksikliği terapisi, kişinin odaklanma ve dikkatini sürdürme becerisini geliştirmek için uygulanan bir dizi strateji ve tedavi yöntemini kapsar. Bu terapi, özellikle Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı almış bireylerde yaygın olarak kullanılır. İşte dikkat eksikliği terapisinde kullanılan bazı yöntemler: 1. Dikkat Eksikliği Terapisi ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Bilişsel-davranışçı terapi genellikle DEHB psikoterapisi…